Ana Sayfa / Blog / Tatil ve Türkler (Türkleri Anlama Kılavuzu)

Tatil ve Türkler (Türkleri Anlama Kılavuzu)

Tatile çıkmak; sosyal olmak, sosyalleşmek adına önemli bir gelişmedir…

“Haydi tatile gidiyoruz” kararından sonra anlık mutluluğa telaş ve kaygı da eklenir…

Ne giysem?
Ne götürsem?
Hangi parfümü alsam?
Hava ya soğuk olursa, montumu unutmayayım…
Yoksa şu pantolonu da alsam mı?
Nihayetinde ev valiz valiz tatile çıkılır, yorgun bedenlere daha da bir yük olarak…
Bütün parfümler alınmıştır…
Ve tabii mont da…
7 günlük tatil için, 10 pantolon bulunmaktadır…
Her güne bir pantolon…
Fazladan 3 pantolon ise, “Ya kola dökülürse… Ya şöyle böyle olursa…” ihtimallerine denk gelir…
Deniz kenarında bir tatilse menzildeki, saatler sonra bir şekilde, deniz kıyısından köşesinden göründüğü an, garip bir enerjiyle dolar aracın içi…
Ve araç içindekilerden biri “Aaa deniz…” diyerek, bu tuzlu su genişliğinden civarında bulunanları haberdar eden, sanki kendi keşfetmişçesine…
Evet… Gerçekten de denizdir görünen…
Ya da “Aaaa deniz” dir…
Denizdir işte…
Olmazsa, tatilin manasını azalacakmış gibi bir kararlılığı vardır bu maviliğin…
Bundandır ki, “Sivas’a tatile gittim…” cılız bir “Tatile gittim ben” duyurusudur…
Benzeri etkiye Erzurum, Tokat, Ankara, Kars gibi denize kıyısı olmayan illerimizde tatil yapıldığında da rastlamak mümkündür…

  •  Madde 1 : Denize kıyısı olmayan yerlerde gerçekleştirilen dinlenceye tatil denmez…

Ve aynı denizde tatil kıvama gelir, anlam bulur…
Denize girmek göründüğü gibi kolay bir faaliyet değildir…
Akla gelen ilk sorulardan biri “Ya plajda yer bulamazsam?” olur…
Sabahın 5’inde (köründe) kalkılır…
Varsa şezlongun, yoksa kumların, çakılların üzerine havlu serilir ve böylece yer kapılır…
“Burası dolu” imgesi havluyla daha da kalınlaştırılır…
Öğleden sonra da gelip denize girilerek, saatlerce boşuna şezlong ve iki uzanımlık alan işgal edilir…
Eee ayıptır haliyle…
Denizde keyif yapmanın insanı çileden çıkarak tarafıdır, suya doğru yönelmek ve ilk adımları atmak…
Ara ara bir üşüme hissi kaplar bedeni… Ve bu his ayak parmaklarından yukarı doğru yayılır vücuda…
İrkilme dediğimiz; başın nereye yöneleceğini şaşırdığı, omuzların ileri geri seri şekilde gidip geldiği tuhaf harekete başlar…
Bu sırada etrafta bulunan akraba, eş, dost, anne baba, çoluk çocuk, konu komşu, hısım ani bir kararla elini, ayağını suya sürterek, su fırlatmaya başlar ve irkilen bünyeyi daha da irkerler…
İrkilen kişi “Yapmayın… Ya lütfen…” dedikçe, kimse oralı olmaz ve irkilmeye devam edilir…
Ve bünyeyi irkenler yüzsüzce “Atla.. hadi suya atla… Daha çabuk alışırsın hadi ya… Birden atla, üşümezsin o zaman…” diyerek şenlenirler.
Bu öneri kabul görür, irkilmeyle mükellef bünye kendini bir bütün olarak denize bırakır ve nihayet rahatlar…
Tabii, ıslatılmaya ciddi ciddi kızıp “Bana ne girmiyorum o zaman ben de, yüzmüyorum işte…” deyip küsenler de vardır ki, onlar apayrı dünyaların insanlarıdır… Rahat bırakmak gerekir… Üstlerine gitmemek gerekir… Bir süre sonra gelip yine denize giren onlar olacaktır.

  • Madde 2 : Denize girmeye karar vermiş kişinin “suya alışsın” diye ıslatılması normaldir… Aynı kişi ıslatılırken beliren “atla atla daha çabuk alışırsın” talebi hiç de garip değildir…

Kimi ince kumlu denizi sever, kimi taşlı…

Ya ayağa yapışan ve güç bela çıkan kumdur şikayeti, ya da yengeçlerin parmağı kapma korkusu…
Taşlara yapışan yosundan tiksinesi vardır…
Taşlar ayağına battığı için serzenişte bulunanı da…
Bir kısmı kum, bir kısmı taş tabanlı denizler vardır ki, denk gelindiğinde  şu ses yankılanır durur:
“Burası kum… Buraya gelin buraya…”
Ve yüzmeyi çok iyi bilmeyenlerin klişe cümlesidir:
“Fişmekanın denizi çok iyi yaa… Git git Hale, dizinde deniz… Derinleşmiyor hiç…”

Sahil kenarlarının olmazsa olmazlarıdır babalar…

Babam olmadan gittiğim hiçbir yüzme eyleminden keyif alamadım ben…
Yüzme hemen öğrenilsin diye, çocuğunu kucaklayıp suya atan; ardından da çocuğun korku dolu gözlerine bakarak “Sıkma kendini… Rahat bırak…” diyen babaların bu iğreti davranışına anlam vermekte güçlük çekerim hep…

Ve ne hikmetse korkuları ıslak kirpiklerinden, dudaklarına doğru akan sümüklerinden, kızarmış ve kocaman olmuş gözlerinden daha da bir anlaşılan çocuklar, yüzmeyi çabuk da öğrenirler…

“Yapma, etme çocuk korkuyor, çocuğu boğacaksın…” diyerek itiraz edenlere ya da “Babacığım yeter” diyen çocuğu yıllarca babaların ağzından şu efsane anlatıldı…

“Olur mu?… Bak Rusya’ya… Orada çocukları doğar doğmaz havuza atıyorlar, yüzmeyi öğrensin diye… Olimpiyatlarda görüyoruz herhalde…”

Ve bu anlatımın ardından aynı baba, kaldırıp yine atar çocuğunu denize…

Çocuğun şaşkınlığı artar… Ağlar belki…

Rusya’da da çocuklar doğar doğmaz anne koynunda bir kaç gün geçirmektedir kanımca…

Çocuğum iyi yüzsün diye telaşla denize atmak, yarın öbür gün çocuğum iyi halterci oldun diye çocuğu onlarca ağırlığı altında yatırma yaklaşımını getirir ki, Allah muhafaza…

Hayır merak ediyorum, çocuğunun F1 pilotu olmasını istesen ne yapacaksın aynı çıkarsamayla?…
At piste bekle… Belki olur…

  • Madde 3 : Çocuk yüzmeyi çabucak öğrensin diye, babası tarafından kucaklanıp denize atılır… Çocuğun yapma, etme demesi dikkate alınmayabilir…

Çocuklarını kafaları dışarıda kalacak şekilde kuma gömen ve etrafına Özgürlük Heykelini tamamlamışçasına gururla bakan babalar vardır ki, “Anıtlar Yüksek Kurulu”ndan plaket götürülse kabul edileceklerdir neredeyse…

“Anıtlar Yüksek Kurulu”ndan plaket verilmediği için mi, yoksa başka bir sebepten mi bilinmez ama, bu baba bir süre sonra kendini kuma gömer…

Üstelik çocuklarından da destek alır…

Baba vasıflı kişi; kuma gömüldükten sonra çocuklarının üstüne oturmasından ve akabinde çocuklarından çıkan “hahiyooo hee hiii ikirik ikirik” benzeri şamata nidalarından, hankırmalardan mutlu olur…

Bu davranış şekli; cinnet geçirip benzin dökerek evini yapak, ardından karısını, çocuklarını, akrabalarını kurşuna dizen baba davranışına yakındır…

Babanın çocuklarını kuma gömmesini birinci aşamaya; benzin dökerek evi yakmaya benzetebiliriz…

Babanın çocuklarını kuma gömmesini ise ikinci aşamaya; silahı eline alıp, gözünü kırpmadan yakınlarını öldürmeye benzete biliriz….

Diyeceğim odur ki, kendini yada çocuklarını kuma gömen babalarda yıllar sonra psikolojik travmalara rastlamak yüksek bir ihtimaldir…

Zaten delirip evini barkını yakanlar, eşini-çocuklarını öldürenler dikkatle incelenirse, söz konusu ruh hastalarının kuma gömme hadisesini bir şekilde gerçekleştirdikleri ortaya çıkar…

Denizde neşe devam eder…
Başını hiç suya sokmadan, saçlarını ıslatmadan, makyajını bozmadan yüzmek de özel bir takdir konusudur…
Nedendir bu ısrar?… Tatile rahatlamaya gidilmiştir oysa…

Yüzmek makyajlı da olsa, bedene iyi gelen bir aktivitedir… Bu aktiviteyi gerçekleştirirken alt dudağını suya sokup, üst dudağını su yüzeyinde bıraktıktan sonra “gabaruba ahurrrrbırok” sesleriyle dikkatleri üzerine çekmeye çalışan hidrofor grubuna ilişmemek gerekir…

Aynı gruptakilerin büyük bir kısmı, deniz yatağıyla dolaşırken, serin sularda sigarasını yakıp keyif yapanlardır… Öylesine yüzen bir bireyin bile canı sigara çekebilir bu keyif adamlarını görünce…

Denizde neşe devam eder de,ne var ki acısı bardır bir de bunun:
Bilinçsizce güneşlenme neticesinde yanmak, pişmek, kavrulmak…

Acayip bir şey yanmak acısı…

İşte o zaman anlaşılıyor; pişmiş tavuğun başına gelenler, ızgarada cızbız sesleriyle kavrulan bir dana parçasının öfkesi…

Ve en bilindik tedavi yöntemi güneş yanığının üzerine yoğurt sürmek…

Evet… Denedim…

O yoğurt yapışıyor vücuda… Başta serinliğinin verdiği bir huzur  yaşanılıyor… Ama sonrasında kurumuş yoğurt moleküllerinin çıkarılması adamı mundar ediyor…

Aman ha!…

Bunu kim bulmuştur, niye bulmuştur, bilmiyorum…

Ama sanırım ulaşabildiği ilk serin “şey” yoğurttu…

Ve sonra dedikodusu oldu bir şekilde ve hepimiz bundan haberdarız…

Aynı kişi, bal üzerine bir dedikodu yapsaydı, bu gibi yanı durumlarında baldan medet umuyor olacaktık…

Dedikodu işte…

Anneleri es geçtiğim düşünülmesin…

Onlarında da tatillerde önemli misyonlar üstlendiği muhakkak…

Misal, denize girip başı bilardo topu gibi küçülene kadar açılan herifine “Açılma… Açılma” diye bağırarak, sesini duyurmaya çalışmak…

Bunu benim karım yapsa denizden çıkar “Sus be kadın yaa!” derim, ama annem yaptığında ben de bağırıyordum babama doğru…

“Açılma baba, açılma…”

Çocuklar için büyük bir korkudur, kocaman denizde babalarının gittikçe küçülmesi, nokta olması…

Kaynak : Türkleri Anlama Kılavuzu ( Zeki Kayahan Coşkun)

Bu habere de bakabilirisiniz

Kum Terapisi (Sandplay) Nedir?

Dr. Linda Cunningham, Dünya Çapında Sandplay Eğitimi sayesinde sandplay terapi sanatında ve biliminde profesyonel psikoterapistler ...

Nomofobi Nedir?

Nomofobi, cep telefonu yoluyla iletişimden kopmaktan korkma durumu için önerilen bir isimdir. Akıl sağlığında, tanımları ...

Murat Güneş Azmettiricisi Kim? Gülben Ergen’den Açıklama

Aslında her şey Müge Anlı’nın sunuculuğunu yaptığı “Tatlı Sert” programında yaşanan bir kayıp arama vakasının ...

escort bursa escort izmir escort antalya escort izmir türk porno porno izmir escort bursa escort üvey anne pornosu türk porno escort bayan escort bayan izmir escort istanbul